2013 ün son günlerinde çanakkale'ye yağan efsane kar

"bir efsaneydi efsaneydi" senle beraber olmak nıy nınıy nı nınınıy....
ya sen ne muhteşem kardın öyle. özlettin ama kendini. acaba diyorum şubat'ın sonlarına doğru bir sürpriz mi yapsan.

t: özlenen kardır.
2013 de bişey mi. 18 yaş üstü çanakkale’li kime sorsanız 2004 ve 2006′yı hatırlar ve orta yaşın üstü çoğunluk da ilk sıralara koyar. 8 gün aralıksız yağdı. 10 gün elektrik su yoktu. mumlar karaborsaya düştü. feribot seferleri durmuştu.

vedat çalışkan ve faize sarış’a ait (muhtemelen) tez çalışmasından bir alıntı: “çanakkale’de en yüksek kar kalınlıgı, 26 ocak 2006’da 63 cm olarak ölçülmüstür. çanakkale’de 2004 ve 2006 yılllarında afet ölçeginde etkili olan kar fırtınalarının elektrik, su, haberleşme ve iletişim kesintilerine yol açması, yolların ulaşıma kapanması ve ısınma sorunları nedeniyle kentteki yurttaşlarla birlikte öğrenciler de olumsuz etkilenmiştir. sağlık durumlarını etkileyen koşullar arasında öğrencilerin meteorolojik koşulları ilk sıraya koymalarının nedenleri arasında geçmişteki bu olumsuz deneyimleri gösterilebilir.”
aşşağıda verilmiş hikaye baştan sona o yağan karı tanımlamaktadır.

o zamanlar ardes darphanesinde kalıyordum inanır mısınız bilmem göbeğime kadar kar vardı yurdun önünde, yurt ısınmıyo diye tost makinesini fişe takmış sırayla üstüne oturuyoduk kıçımız donmasın diye. size hava koşullarını şöyle anlatayım bütler üç gün ertelenmişti ...

yılbaşından bir kaç gün önce anlaştığımız üzere bir arkadaşımın annesi ve annesinin eşiyle kaldığı evde kutlayacaktık yeni yılı hep beraber. neden olmasındı. ev havalimanı kavşağının ordaydı sorun da buydu zaten. oda arkadaşlarım "kanka nasıl gidiceksin yolda ölürsün" dediler ama tuli durur mu , beleş alkol ve sevilen arkadaşlar var işin içinde. neyse gece orda kalınıcak diye ben çantma bi tişört bi pijama altı attım, botlarımı bağladım, gocuğumu giydim çıktım yurttan gittim otobüs durağına aşağı inecek otobüs bekliyorum.

on dakika geçti yok onbeş dakika geçti yok 20, 30 derken kardan adam oldum , oda arkadaşlarım da camdan bana bakıp gülüyorlar. meğerse otobüsler kampüse çıkmıyormuş. (bkz: efsane değil gerçekmiş) el kol hareketi yapıyorlardı yok otobüs anlamında ama bilmşyorlardı ki ben rüzgardan gözümğ açıp onlara bakamıyorum bile , stopmotion film izler gibi sadece anlık görüntüler yakalayabilşyorum o meteorolojik tecavüzün içinde.

neyse baktım telefonum çalıyor bunlar da camdan ronaldinho hareketi yapıyorlar https://i.pinimg.com/474x/77/8a/e8/778ae8ec22fd2949ee9ef5a4a764e2bf--shaka-sign-ronaldinho.jpg

belli ki bişey diyecekler, elimi cebime attım telefonu çıkartırken telefon elimden uçmasın mı ? (bkz: uçmasın)
uçtu gitti telefon karların arasına. çok da lanet bir durummuş karın içine düşen telefonun sesi gelmiyormuş sevgili sözlük haberiniz olsun kar iyi bir ses yalıtkanı. eyvah dedim gitti telefon zaten öyle bir kar yağıyor ki telefonun kar üzerinde açtığı delik anında kapandı sanırım. cama döndüm baktım bizimkiler birbirlerini yumruklaya yumruklaya kahkaha atıyorlar. gülmeleri geçince sağolsunlar telefonun yerini tarif etmeye çalıştılar ama o da ayrı bir çile oldu , az sağa, az ileri ,biraz sola doğru dön işaretleri yapıyorlar, resmen amiral battı oynuyorduk karın üzerinde. nihayetinde buldum telefonu, aradım çocukları, dediler otobüs yok dön geri.

bi fıkra var bilen bilir, bi adam o kadar inatmış ki bi gün köfteci ekmeğin arasına kurbağa koyup vermiş, adam ısırınca kurbağa vraklamış. adam da "vık da desen yiyecem, cık da desen yiyecem" demiş.

heh işte o adam benim.

bizimkilere el sallayıp yürüye yürüye inmeye başladım. bir allahın kulu yok kampüs içinde , sanki hayalet şehir ama her yer bembeyaz nasıl güzel anlatamam. şehre doğru bakınca sadece izmir yoluyla çanakkale boğazı gözüküyor biri gri biri mavi...

düşe kalka ösem'in önüne kadar indim ama dizim mosmor düşmekten , kıçım deseniz o kadar donmuş ki düştükçe derisi çatlıyor. dirseklerim sızlıyor . mühendislik bayırı gece rüzgar yiyince cam gibi olmuş zaten , okulun üzerine kurulu olduğu yokuşu siz hayal edin artık kaç kış olimpiyatına ev sahipliği yapar.

"napsam napsam?" derken bi baktım a101 in önünde portakal kasası var 2-3 tane. ulan dedim düşüp ölene kadar kasayla aşağıya kadar kayarım hem aksiyon olur hem zamandan tasarruf. hemen aldım birini fırlattım yokuştan aşşağıya ,baktım baya kayıyor bu bi de üstüne ağırlık binince taa beldemize kadar giderim virajı alabilirsem.

koydum kasanın içine çantamı, oturdum kasaya, tam yokuşun başında yolun ortasındayım , beni bekleyen pist bir bebeğin yanakları kadar pürüzsüz. "bismillah" diyip itledim kendimi aşağıya doğru başladım kaymaya.ama nasıl kayıyorum var ya , hani ramazanda sıcacık pide alırsınız babanneniz onun üstüne tereyağıkoyar ,o yağ pidenin kıvrımlarından eriye eriye kayar ya aynı öyle.

ben zevkten dört köşe bayır aşşağı kayarken karşıma bir anda traktör çıktı , -5 derece soğukta başımdan aşağıya kaynar sular boşaldı bi anda, çay bardağı gibi çatladığımı hissettim. ya o kocaman tekerleğinin altında kalacaktım ya da kreşe doğru kendimi çevirerek bir yere çarpıp duracaktım.

ilk seçenek garanti öldürüyordu, ben de ikincisiyle sakat kalmayı göze aldım. sağ tarafımda orta ölçekli bir kar tepeciği vardı. herhalde ayağımı ters yöne doğru sürtsem oraya doğru kayarım diye planlıyordum.

ayağımı sepetten dışarıya çıkarttım. tam yere dokundurdum, ben nerden bileyim ayakkabı tabanının karda saça sürülen silgi gibi bi etkisi olduğunu. ben bir havalandım yerden ben diyim üç siz diyin beş metre.

havada topaç gibi dönüyorum. pozisyon itibariyle de çömelik kalmışım eklemler donmuş tabi, kafkas dansçıları gibi havada dizlerim bükük kendi eksenim etrafımda dönerek uçuyorum.

arka planda " gurbette yorgun düştüm be ceylan , hasret tüketti bittim be ceylan rıynı nınını nıy nı nıynınınını rıy rıı" çalıyor...

ben tesadüflerden o gün nefret ettim sözlük, hoşlandığım bi hanım vardı yurttan, meğerse sigaraalmaya inmişler geri çıkarken de traktörün şöförü gelin götüreyim sizi demiş herhalde traktörün içindelermiş.

ben tabi fırladım gittim kreşin ordaki otobüs durağının direğine gömüldüm. az önceki kurbağa gibi "vık" demediysem şerefsizim.

traktörden üç kişi indi ikisi "ay ay köpeğe araba çarptı" diye koşuyor , bi de dayı var traktör şöförü , "tıhehehe" diye gülüyor. kızlar geldi yanıma kaldırdılar beni , baktılar ki köpek sandıkları şey benim, bi şok da orda geçirdiler sanırım ,ben de bakıyorum yardımıma koşan ürkek ceylanım, hoşlandığım hanım.

ama canım nasıl acıyo anlatamam hala derin nefes alınca en alttaki kaburgam ciğerime batıyo gibi hissediyorum. benim gözlerimden yaş akıyo tabi , delikanlılık falan hak getire, " canın acıyo mu?" dedi bana . ben koy verdim tabi o an kıza sarıldım ağlıyorum. dayı geldi girdi koluma traktöre bindirdiler beni de , yurda geri çıkıyoruz. yol boyunca dayının "ne okuyong ? bitince ne olcang? nerelising?" sorularına maruz kaldım. kötü niyetli değil tabi dayı ,çok da severim böyle insanlarla muhabbeti ama içimde bulunduğum durum "ğıııııı, ğıııııııı" diye içine içine ağlamayı gerektiriyor. dayıya ağlak ses tonuyla kısa cevaplar verdim tabi . arafan 15-20 dakika geçti kızlar hiç bişey söylemeden yurdun önünde dayıya teşekkür edip indiler. çünkü niye bişey söylesinler çok krinç bir 15 dakika geçirdik küçücük traktör kokpitinde. sonra dayı beni bıraktı okulun girişine.

ben allah belamı versin ki ağlaya sızlana yürüdüm havalimanı kavşağına , erkadaşımın evine vardığımda sırılsıklamdım. annesinin kocası bana eşofmanla çorap verdi, üzerimde bi de içinden atlet gözüken uyumalık tişört var, onlar tüm gece içip eğlendiler, ben meyve yedim kaşlarım bükük kapıcı çocuğu gibi. foto çekiliniliyo tüm gece , arkadaşlar jilet gibi kalem gibi giyinmiş makyajlar saçlar yapılı, ben gaffur gibi duruyorum aralarında , resmen avrupa birliğine girmeye çalışan 2000ler türkiyesi gibiydim tüm fotoğraflarda... televizyon baktım biraz, sonra herkes sızınca masayı topladım evin hanımına bi faydam dokunsun diye.

tabi şeytan bu nerde dürtüceği belli olmuyo ki, bi baktım yarım şişe olmeca duruyor. ulan dedim zaten moralim bozuk ben bunu bi paket sigarayla içerim. aldım şişeyi paketş geçtim balkona açtım müziği içiyorum anasını satayım , çerez var meyve var, hadi onları buşver gazoz var kola var ne diye sek içersin o zıkkımı. aradan 1 saat geçti 03:00 sularında banyoda kusma seslerime geldi arkadaşımın annesinin kocası. adam bilgili biri tabi düşünmüş ki bu çocuk bu gün kafasını vurmuşsa beyin kanaması geçiriyodur o yüzden kusar, hemen apar topar attı beni arabaya bastık o karın çamurun içinde hastahaneye, acilden soktu beni. adam meğerse çanakale'de tanınan sevilen birisiymiş hemen kan testi kafa filmi cart curt... adama da diyemiyorum ki ben o yarım litre olmeca'yı içtim 15 dakikada ondan kusuyorum. babamdan yemediğim dayağı yerim çünkü biliyorum. doktor geliyor muayene ediyor, gidiyor röntgene bakıyor bişeyler bişeyler derken o da bi anlam veremedi. kapattı kapıyı "sen uyuşturucu mu kullandın ? " dedi

"haydaaa " dedim içimden şimdi çık çıkabiliyosan işin içinden. yok hocam olur mu öyleşeyler, benim dedem hacılar, yeşilaycıyız ailecekler... bi şekilde doktoru ikna ettim ama haklı olarak bilmek istiyor ne yaptığımı. dedim "ben vokta fondipledim ağzım gözüm kaydı hocam kusura bakmayın da , söylemeyin adama yerden yere vurur beni gecenin bu saatinde uykusundan ettim diye"

doktor başladı gülmeye kovdu beni odasından, ben gariban cenazesi gibi kaldım ortada, arkadaşımın annesinin eşi olan adam geldi noldu dedi , dedim herhalde kızmaz ,yalan söylemeye grek yok ben anlayatım işin gerçeğini. baştan sona döküldüm ben adama "bin lan arabaya" dedi. bindik. beni yurda götürdü.

"yolda görsen selam verme bana , çırparım seni!" dedi.

tamam anlamında başımı salladım girdim yurda. nasıl morslim bozuk anlatamam, arkadaşlar uyumamış tabi beni görünce şaşırdılar. sordular ne olup ne bittiğini. oturdum yatağıma başladım anlatmata ben anlattıkça onlar güldüler, onlar güldükçe ben rahatladım, rahatladıkça bir kere daha gerçek arkadaşın kim olduğunu ve nerede olduğunu anladım , atladım yatağımdan montun cebinde kalmış 8-9 dal sigara, attım önlerine ve dedim ki

" yakın lan odada yakın amına koyim, biri gelirse ben içtim diyicem"

işte böyle bi kar yağmıştı sözlük...