en vurucu dizeler

kendimi ölümün olmadığı
bir dünyada bulmalıyım
yorgunluğumu, tedirginliğimi
boynumdan bir kement gibi çıkarmalıyım.

yağmur eritti elimi, yüzümü
bu dünyada bir yürek kaldım.

(bkz:ahmet erhan)
yolları duvarları geç yavaş yavaş
giderken bu kentten bir piç gibi bırak yalnızlığını
ve o siyah saçlarını kes yavaş yavaş
giderken terkederken savur yüzüne yalnızlığının

cem adrian- nereye gidiyorsun
yârı yâr olanın yâr sarar yarasını.
yârı yâr olmayanın felek siker belasını
adın üç kere geçti, saçma sapan bir filmde
yalnız olsam çok ağlardım ama annem bakıyordu

anne, dedim
hadi çay koy da içelim
bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
“o olmazsa yaşayamam.” demeyeceksin.
demeyeceksin işte.
yaşarsın çünkü.
öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
çok sevmeyeceksin mesela. o daha az severse kırılırsın.
ve zaten genellikle o daha az sever seni,
senin onu sevdiğinden…
çok sevmezsen, çok acımazsın.
çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem. canyücel...
getirin karınızı kızınızı s******...
prenses ela...
uzunca zamandır görmeyeli seni

bir başka kadın,bir hoş olmuşsun

kollarıma alıp da sarmayalı seni

beyaz peynir gibiydin şimdi bir kaşar olmuşsun
birde kim bilir sevdiğin kadın seni sevmez olur..
kolay iş deme!
yemyeşil bir dal kırılmış gibi gelir içerideki adama.

nazım hikmet
aynada başka güzelsin,
yatakta başka;

(bkz:orhan veli)
ama nasıl oluyor sen yüreğimi eller ellemez
sevişmek bir kere daha yürürlüğe giriyor
insan insan dedikleri
insan nedir şimdi bildim
can, can deyü söylerlerdi
ben can nedir şimdi bildim
yıldızlardan mı dokunmuş şu sırtında ki aba
merhaba ışık kadar güzel insan merhaba
herkes ne kadar kaba sen ne ince hatlısın
ne yaptın da bu kadar güzel tabiatlısın.
işte sen beni hata etmeden de bağışla
işte ben ölmeden de kıymetimi bil ölülerin bunlarla işi olmaz
üşümeden tut ellerimi
tedbir niyetine dört kez boynumdan öpmüş ol
yani tarım ve hayvan bakanlığı lafa girmeden serpilelim toprağa
bırak şu şemsiyeyi ıslanalım
bırak kaygılarını şu karşı duvarlar önüne
kağıtları bırak
seni seviyorum
bırak şunu
gizli bahçenizde
açan çiçekler vardı,
gecelerde ve yalnız.
vermeye az buldunuz
yahut vaktiniz olmadı.
o büyük ve muazzam zamanda unuttum
kanatlarım çok oldu üşüyor benim
bu beyaz ıssızlıkta göğsüme düşüyor
bu yüzden eğik boynum.

bir kuşun anısı kalmış bende, saklı
bundan gözlerimdeki kayalık,
içimdeki serseri buzullar

dürtme içimdeki narı
üstümde beyaz gömlek var.



(bkz:birhan keskin)
....
niye izin vermiyorsun yoluna kuş konmasına
niye izin vermiyorum yoluma kuş konmasına
niye kimseler izin vermez yollarıma kuş konmasına?
"öyle güzelsin ki kuş koysunlar yoluna" bir çocuk demiş.
(bkz:nilgün marmara)
insanlar yorgun,
hayat tarafından cezalandırılmış,
ya sevgiyle ya da sevgisizlikle
sakatlanmış.

yeni hükümetlere ihtiyacımız yok
yeni devrimlere ihtiyacımız yok
yeni kadınlara ihtiyacımız yok
yeni yollara ihtiyacımız yok
şevkate ihtiyacımız var.

müşfik davranmıyoruz
birbirimize.
(bkz:charles bukowski)
sevdiklerin kadar iyisin 
nefret ettiklerin kadar kötü.. 
bırakın beni kendim giderim
alıştım artık yalnızlığa
bildiğin gibi değilim
sildiğin gibiyim hala
seni sevmek intiharda
sevmemek ihtimal bile değil
aşk elbisesi en güzel sende duruyor ama ne acı terzin ben değilim
her insan bir uyumsuzluktur
ölü olmadıkça *