evreka

yunanca “buldum” anlamina gelir.

“m.ö. 200’lü yıllarda siraküz kralı hiero, ölümsüz tanrılar tapınağına konulmak üzere kentin tanınmış kuyumcusuna som altından bir taç yapması emrini verir. kuyumcu, kralın sağladığı altının ağırlığındaki tacı zamanında tamamlar. fakat kral, söylentiler nedeniyle, tacın yapısına gümüş karıştırıldığından kuşkulanmaya başlar. o yıllarda, her maddenin kendine özgü bir ağırlığı olduğu ve bir altın parçasının aynı büyüklükteki gümüş parçasından daha ağır çektiği bilinse de, kralın elinde aynı biçim ve büyüklükte som altından yapılmış bir başka taç olmaması karşılaştırma yapılmasını engeller. uzun emek ve ince bir ustalıkla işlenmiş tacı eritip küp şeklinde dökmek ve aynı büyüklükteki küp altınla terazide tartmaksa olanaksızdır. bu koşullar altında bilime başvurmak gereğini duyan kral hıero sorunun çözümünü arşimet’ten ister. sorunun çözümüne odaklanan arşimet, bir gün banyo yapmak amacıyla küvete ayağını sokunca suyun yükseldiğini ve küvete oturunca suyun taştığını fark eder ve çözüm aklına gelir. bu çözüm arşimet’in “buldum, buldum” yani “evreka, evreka” diye bağırarak hamamdan dışarı fırlamasına yol açar ve arşimet “suya daldırılan bir nesnenin hacminin, yapısal biçimi ne olursa olsun, taşırdığı suyun hacmi ile belirlenebileceğini” bulur.”

alintidir.