hiçlik

tanımını yapmak biraz zor olsa da, nihilizmden* bağımsız olarak ölümden sonrası için bir düşüncedir. araf gibidir. zira, hiçlikte olduğunu fark etmek için bilinç gerekir ama ölüm sadece bedenin değil aynı zamanda bilincinde ölümü demektir. küçük bir paradoks barındırır içinde. bu açıdan tam olarak bir son değildir, dini inanışlardan bağımsız olarak araf olarak adlandırabilir. hiçlikteki bir bilinç bakılan perspektife göre huzurlu da olabilir, delirmekte olabilir.

stefan zweig satranç kitabında şu satırlarla değinir konuya;
“suskunluğun siyah okyanusundaki cam fanuslu bir dalgıç gibi yaşıyordu insan, kendisini dış dünyaya bağlayan halatın kopmuş olduğunu ve o sessiz derinlikten hiç bir zaman yukarı çekilmeyeceğini ayrımsayan bir dalgıç gibi hatta... duracak, görecek, hiçbir şey yoktu, her yerde ve sürekli ve sürekli hiçlikle çevriliydi insan, boyuttan ve zamandan tümüyle yoksun boşlukla…”

"yer yüzünde hiçbir şey insan ruhuna hiçlik kadar baskı yapamaz."

ölüm korkusu bütün canlılarda bulunur karanlık korkusuyla birlikte. küçük bir çocukken bunun sebebinin sahip olunan tek yaşam bittikten/çalındıktan sonra hiçliğe dönecek olmaktan kaynaklandığını düşünürdüm. dinlerin çıkış noktasının da aynı korkuya dayandığına evrildi sonrasında. omnipotent ve omniscient bir tanrı fikri, evrendeki neden-sonuç ilişkisi ve kendi içerisinde ki anlamlılıkla* çelişen bir tanrı fikri saçma göründü. kendi ucuz metaforlarımdan birini kullanacak olsam, tanrıyı*, evinde ki son kokaini* halısına dökmüş ve halıdan son kırıntıları vücuduna çekmeye çalışan bir sanatçı olurdu. bu düşüncenin saçmalığı ve semavi dinlerde tarif edilen tanrı'nın anlamsızlığının denk oluşu ayrı bir komedi. kendi içinde kendini anlamsız kılan bir tanrının varlığı absürttür. bu noktadan ulaştığım sonuç eğer bir tanrı varsa bile kesinlikle semavi dinlerde bahsedildiği şekilde var olamaz.

hive mind* tarzında kollektif bir bilinç nispeten daha mantıklıdır. her canlı öldüğünde bilince* geri döner ve sonsuz bilgiye ve farkındalığa ulaşır.

bunu bir kaç yıl önce ismini vermeyeceğim 55 yaşlarında bir mimarla otururken, o sıralar yakın atalarına dair yaptığı araştırmalar sonucu hakkında bilgi sahibi olduğu annesinin anneannesi olan kadının yaşamında karşılaştıkları ve aradan 120 yıl geçmiş olsa bile bu olayların hala kendisinin ve çocuğunun hayatında yarattığı etkileri olduğundan bahsederken tartışmıştık. bu düşüncenin onu rahatlattığını söylediğinde ilk başta şaşırmış ve katılmamış olsam da sonradan üzerine düşününce kendisinin de savunduğu şekilde aslında içten içe rahatlatan bir düşünce.

hiçlik ise bunlardan tamamen zıt, varoluşun anlamsızlığı/amaçsızlığı ile bitişinin uyumlu olmasından ibaret.*


https://eksisozluk.com/entry/50268073 *
ölümden sonraki hiçlikte bilinç yok olmuyorsa orada hiçlik yoktur, yok olmuyorsa nasıl yok olmuyor? sorusunu doğurur.
eğer hiçlik varsa bu dünyadaki hiç-bir-şeyin anlamı yoktur, olamaz. isterse dünyanın en rağbet gören filozofu gelsin ve bana rasyonel bir ahlak anlayışı sunsun, küçük bir kız çocuğuna tecavüz edip onu öldürüp hayatını zevk sefa içinde yaşayan bir mahluk ile o kız çocuğu aynı sona ulaşacağını kabul edeceksem, anlamın her türünü de reddederim.