naber

Durum: 90 - 90 - 12 - 1 - 13.11.2018 23:28

Puan: 1017 -

1 ay önce kayıt oldu. 3.Nesil Yazar.

Henüz bio girmemiş.
  • /
  • 4

üniversiteye yeni gelmiş kız görgüsüzlüğü

üniversiteye yeni gelen çıtırlar yüzünden artık yüzüne bakılmayan eski bir gold digger’ın kıskançlık içeren muhtemel cümlesi.

numarası alınan kızın ilk mesajda engel atması

bunca yıldan sonra tam artık her şeylerini çözdüm dediğim kadın adı verilen kompleks canlının bugün şahsıma ilk defa deneyimlettiği insana kendini yarrak gibi hissettiren eylem.

başıma geldikten sonra, rocco reyis ve buruşuk taşşaklarının başrolde olup ormanda kırmızı başlıklı kız rolüne girmiş stella cox’un içinden geçtiği, pornhub’ın 3343.sayfasında bulduğum son zamanlarda izleyebileceğim en keyifli pornoyu, yeşilçam klasiklerden; halit akçatepe ve tarık akan’ın başrolde olduğu canım kardeşimi izler gibi ağlaya ağlaya izledim. gözümden akan yaşlarım penisimin ucundaki meniye karıştı.

bilenler bilir, bugün hava oldukça güzeldi çanakkale’de. güneşli ama sıcak olmayan, hafif serin ama insanı üşütmeyen tatlı bir hava vardı. akşamüstüye doğru dersim bitince kulaklığımda scorpions’dan rock you like a hurricane dinleyerek salına salına indim yeni kordon’a. aldım bir şişe sade soda, oturdum kumun hemen üstündeki sırtsız banklardan birine. bağdaşımı kurup kitabımı çıkardım. martılar az ötemde uçuşup duruyor, denizin ortalarında, dur yolcu yazısının önüne hizalanabilecek bir yerde büyükçe bir gemi süzülüyordu nereye gittiğini hiç sorgulamıyormuşçasına. çevredeki insanları birkaç saniye inceledim, huzur akıyordu adeta herkesin her adımından. az ötede bir grup genç; gitarlı, kızıl saçlı gsf öğrencili ortamlar kurmuş gülüşüyor, biraz daha ötede denizin hemen yanında sevişmemek için kendini zor tutan abazan bir çift koyun koyuna vermiş denizi izliyordu.

her şey çok güzeldi. uzun zamandır hissetmediğim kadar keyifli hissediyordum. hayat bana neşeli günler filmindeki adile naşit gibi davranıyordu sanki. aklımda selenayı hiçbir zaman sikmeyi düşlememiş yüce honos kadar masum düşünceler geçiyordu; cinselliğe dair hiçbir şey yoktu, libidom neredeyse sıfırdı. her an bir şiir patlayacak gibiydi zihnimin içinde, bir kelime gelse oluk oluk dizeler, imgeler boşalacaktım belki de kağıda. şiir yazacak kadar insan hissediyordum kendimi.

bir anda o geçti sahilden yürüyerek. ayakkabılarını çıkarıp eline almıştı; sanki ince ayak bileği fetişimi biliyormuş da penisimi ereksiyon haline getirmek istiyormuş gibi gözümün içine sokuyordu o tatlı ayak bileklerini. oldukça depresif duruyordu uzaktan. biraz daha uzun baksam çok kolay bir şekilde ağlayarak mastürbasyon yaptığını hayal edebilirdim. ama hayır, seks düşünmeyecektim. kitabıma gömüldüm. gömüldüm gömülmesine de aksi şeytan rahat durur mu? üç dakika sonra stoya’nın büyük penis gördüğünde gülerek çıkarttığı ses kadar tatlı bir ses bitti kulaklarımın dibinde. ‘merhaba’ dedi. şaşırmıştım, bir kadınla konuşmayalı birkaç gün olmuştu. kısa süreli bir yutkunmadan sonra çok 31 çektiğim her halimden belli olan ses tonumdan çatallı bir ‘merhaba’ çıktı. dudaklarım kuruyordu, heyecanlanmıştım.

oturabilir miyim? diye sordu. bank benim değil diye karşılık verdim. güldü, ayakkabılarını bankın dibine attı ve bana doğru dönük bir şekilde bağdaş kurup oturdu benim oturduğum banka. artık, o güzel ince ayak bilekleri çok daha yakınımdaydı; normalde olsa o an zamanı durdurur 31imi çekerdim; ama hayır bugün bu güzel havada kitap okuyacak, hatta belki tüm masumluğumla şiir yazmaya cüret edecektim.

ne okuyorsun? diye bir soru daha sordu. anladım, vajinası sulanmıştı bu güzel canlının. dostoyevski – ecinniler dedim. ikinci defa okuyordum ecinniler’i, her entelektüel ve her varoluşundan yaralı insan gibi şu yaşına gelmiş ve dostoyevski’nin okunmamış tek bir eserini bırakmamıştım tabiiki ben de. ecinniler’i okuduğum dönem 1870’lerin anarşistleri ve komünistleri hakkında pek bir şey bilmediğimden, kitaptan çok şey kaçırdığımı düşündüğüm için tekrar okuyordum. ama bunlardan karşımdaki am sahibi insana bahsetmedim, belki bahsederdim ama instagrama attığı fotoğrafların en az muhtemel 600 like almasından mütevellit oluşan yüksek özgüveniyle cümle kurmama müsaade etmeden cahil ve varoş kokulu cümleleri mırıldandı hafif meşrep bir şekilde.

“cinler mi? hiç sevmem ya öyle şeyleri, hem korkarım ben.”

dünyayı algıladığı gözleri teker teker sikip srpski filmi sahnelerini canlandırdığımın kızı o öyle değil, diyemedim tabi.

“kitapta bahsedilen cinler sadece metafor, ayrıca o tarz şeylerin varlığına inanmıyorum.” dedim.

düşünceli ve kasvetli bakışlarının altından tatlı bir gülümseme yayıldı dudaklarına. yemyeşil gözleri vardı, kırmızı saplı gözlüklerinin ardında. uçları sarı tepesi kahverengi saçları küçük memelerinin üzerine düşüyordu, beyaz tişörtünün biraz daha açık beyaz olup da memelerini göstermesi için canımı verebilirdim o an.

“ben kitap okumaktan pek hoşlanmıyorum ya” diye sikimsonik bir cümle yuvarladı rujlu dudakları.

“ne büyük kayıp” dedim hafifçe.

“kitap okuyan da üzgün okumayan da okusam ne olacak?” dedi. soru gibi durup sitem akan cümlelerdendi bu. hayata dair hayal kırıklıkları vardı tıpkı benim gibi.

“bilinçli bir şekilde üzgün olacaksın, yaşamın gerçekliğinden kaynaklanan acıyı daha derinden hissedeceksin.” diyemeyecek kadar tahrik olmuştum, artık aklımda seks vardı. aynen, diyebildim sadece.

sigarasını çıkardı beyaz camel white içiyordu; çakmak bulamadı, zaten aramaya tenezzül etmeden bana sordu çakmağım olup olmadığını. yok dedim, sigara kullanmadığımı da belirttim gülümseyerek. aferin dedi, amından mı cebinden mi neresinden çıkardığını çözemediğim çakmağını çıkartıp yaktı sigarasını. iyi ki sigara kullanmıyordum, oyuncağı olacaktım yoksa kahpenin.

“insanlar ne orospu çocuğuya ya, iki senedir sevdiğim adamı bugün beni aldatırken yakaladım.” dedi. gülüyordu ama içindeki sinirin çoktan hüzne dönüştüğünü gözlemleyebiliyordum. tatmin etseydin herifi diyebilmeyi çok isterdim; ama ona herifler nasıl tatmin edilir başlıklı uzun bir sempozyum veremeyecek kadar artmıştı libidom.

seks odaklıydım.

“sen de onu aldat” dedim.

şuh bir kahkaha patlattı. içim gıdıklandı. heyecandan dudağım refleks olarak atıyordu. kiminle, diye sordu bana.

“istersen benimle” diye karşılık vermekten geri durmadım tabi.

“çok tatlı çocuksun ya, aslında olabilir biliyor musun?” dedi. sevinmiştim, sneijder’in juventusa sapladığında ercan taner’in attığı allahım gol sesi yankılanıyordu beynimin içinde.

“şaka yapıyorum tabii” diyerek ağırdan sattım kendimi. basit erkeklerden olmamalıydım. ama hedefimden de sapmamam gerekirdi. “istersen sana telefon numaramı verebilirim, arada buluşur dertleşiriz.” diye ekledim. harika hamleydi, eğer kabul ederse etek traşımı olup prezarvatif paketimi çantama atıp giderdim ikinci buluşmaya. sonra sabahlara kadar kan ter içinde kalırdık. meni kokardı ikimizin de cildi.

olur, dedi. söyledi numarasını hafif hafif. heyecandan ayağa kalkmıştım, ayakta kaydettim numarasını rehberime. çaldır beni dedi, ne çaldırması seni sikerim bile ben dememek için zor tuttum kendimi. çaldırdım, ismimi sordu; söyledim. o da söyledi. uzun ve bir kadının mastürbasyon yapması için oldukça elverişli ellerini uzattı bana doğru memnun oldum diyerek. penis tutmaktan bodurlaşmış terli elimi uzattım ben de ona doğru. el sıkıştık. bölümümü sordu, bölümünü sordum. bir süre birbirimizin bölümlerine ilgiliymiş gibi davrandık, birbirimize aa ne güzel gibi telkinler verdik. her şey normal bir tanışmanın olabileceği seyirde ilerliyordu. abazanlıktan dolayı hiçbir yerde hata yapmamıştım. bu arada ise dolgun dudaklarına yapıştırdığı sigaranın neredeyse kıçına gelmişti. nasıl da emiyordu yarabbim öyle o sigarayı? sigarayı böyle emiyorsa penisi nasıl emerdi acaba? diye düşündüm. sonra bunu düşündüğüm için kızdım kendime; o artık benim arkadaşımdı, bir penis emmekten daha fazlasını, cinsel birleşmeyi hakkediyordu. sigarasını fırlattı kumsala.

ayağa kalktı, bana müsaade dedi. gidiyor musun, dedim. gidiyorum dedi ve gitti. gittiği yere doğru baktım bir süre ardından. köşeyi dönüp de gözden kaybolunca yumruğumu yere doğru sallayıp vuhh be bu işler böyle olur lan işte diye bir nara attım. çevremdeki insanlar amk abazası alt tarafı bir kızla tanıştın, büyütme bu kadar der gibi baktılar bana. bense çoktan kuzeni aramış, memleketten arkadaşların olduğu seks adlı whatsapp grubumuza haber salmıştım, beyler taş gibi bir hatun düşürdüm, kesin sikicem diye. her yerden aslanım benim, helal lan gibi tebrikler almıştım. mahalleden bir arkadaş adam playboy abi ya bile demişti benim için. gururum okşanmış, egom şişmiş ve götüm kalkmıştı. artık ben kraldım. kumsala fırlattığı izmariti alıp hemen bankın dibindeki çöp kutusuna attım ve doğru yurdun yolunu tuttum.

yurda gider gitmez ilk işim yurttaki arkadaş grubumu da konudan haberdar etmek, takdirlerini kazanmak oldu. artık ben de onlar gibi siktikten sonra bir de götüne parmak attım hahaha konulu hikayeler anlatacaktım, sıkıntı yok kardeş’lerime. yurt tayfayı atlattıktan sonra bornozumu kapıp duşa girdim permatiğimle. seks yapma ihtimali olan bir insandım, vücudum kıllı olamazdı. temizlendim.

daha sonra mis kokulu bir şekilde yatağıma uzandım. whatsapp’a girip profil fotoğrafına bakacaktım, fakat benim numaramı henüz kaydetmemiş olacaktı ki fotoğrafı gözükmüyordu bende. içime bir kurt düşmüştü, ama ne olabilirdi ki? sonuçta numarasını kendi vermişti. gözümü yumdum ne olacaksa olsun dedim ve yazdım yavşak gülümseme emojili merhaba mesajımı. çift tik olduğunu gördüm fakat cevap vermedi. fotoğrafı hala gözükmedi. yaklaşık 20 dakika sonra bir daha, ben naber, beni tanımadın mı? diye bir mesaj attım. bu sefer mesaj tek tikti. paniğe kapılmıştım. bu kıza hemen o an ulaşmalıydım. whatsapptan çıkıp telefonumun rehber kısmına geldim; aradım. hiçbir ses gelmiyordu santralden. numaramın engellenmiş olma ihtimali ilk o an belirdi zihnimde. kendimi sikecektim. nasıl olur lan, diye içim içimi yerken aklıma instagram geldi. rehberimi hesabıma entegre edip kendisinin hesabını buldum. takip edip tırnaklarımı yiyerek beklemeye başladım. birkaç dakika sonra instagram profiline de ulaşamaz olmuştum; artık her şeyin sonu gelmişti.

çatur çutur seks yapacağım umuduyla tanıdığım bu güzel insan öylece kayıp gitmişti hayatımdan. tek bir söz bile söylemeden. elimden hiçbir şey gelmiyordu, neşeli günler tadındaki adile naşit gibi olan hayatım yerini buz gibi soğuk aliye rona’ya bırakmıştı.

çirkinliğimden mi, kendi orospuluğundan mı anlam veremediğim bir şekilde o dünyalar güzeli am sahibi de girivermişti bir anda hayal kırıklıklarım listesine.

halbuki birlikte yüksek lisans yapacakmışız gibi gülümsemişti bana. hayat işte. ayrı düşmüştük.

büyük ihtimalle o bundan sonra da erkek arkadaşına vermeye devam edecekti. ben ise rocco reyis ve buruşuk taşaklarıyla bu güzel gençliğimi heba edecektim yıllar sonra hiçbir şey yaşamamış olmamın vereceği pişmanlığı hissederek.

atatürk ilah değildir

hassiktir oradan dedirten bir liberal zırvası. bunların yediği en sinsi iki boktan biridir bu atatürk’le tanrı kavramını aynı potada eritip kutsallaştırmayın ya geyiği yapmak. diğeri de zaten askeri vesayet goygoyu. o konumuz değil ki zaten kemalist askeri vesayet bitiyor heyo diye ortalıkta dolaşıp yücelttikleri cemaatlerin ne bok açtığını gördük memleketin başına.

yıllardır bitmedi, “atatürk de insandı hataları oldu; atatürk ilah değildi, bu kadar yüceltmeyin” geyikleri.

hassiktir diyorum sadece. atatürk ilah değildir elbette, çünkü hayal ürünü değildir. eylemleri sapına kadar ispat edilmiş somut bir gerçekliktir, cumhuriyettir; laikliktir, bilimdir, rasyonalitedir. bu yüzden yücelteceğiz kendisini. bu yüzden bizim hafızamızda kusursuzluğa yakıştırılacak her daim.ilahımız gibi savunacağız paşayı; liberallere ve gericilere yedirmeyeceğiz. bundan rahatsız olanların da cumhuriyet düşmanlığından şüphe etmeyeceğiz.

hiç seks yapamadan ölmek korkusu

son zamanlarda kullanmayı bıraktığım ilaçlarımdan mütevellit baş gösteren paronayaklıklarımın pik noktasını oluşturan korku.

şu yaşıma geldim, daha önce hiçbir kadınla aynı yatakta iç içe geçmiş iki kaşık olamadım. her geçen gün ölüme bir adım daha yaklaştığımı biliyorum. sanki her an ölecekmişim gibi hissediyorum bu sıralar. intihara meilli genlere sahip olmam da bu hissi tetikliyor sanırım. ben haddimden fazla ani ölüm deneyimledim. aniden her şeyin nasıl değersizleştiğini, ertelenen onlarca şeyin kuş olup uçtuğunu ve bir daha hiçbir zaman gerçekleşmemek üzere silinip gittiğini çok kez gözlemledim. adım gibi biliyorum ölümden sonrasının bilinçsizlik olduğunu. sadece tek bir sefer var olduğum bu güzel dünyada yemek, içmek ve takdir edilmekten sonraki en güzel hisler olan sevilmek ve sikişmek hislerini hiçbir zaman deneyimlemeden o sonsuz bilinçsizliğe ulaştığım düşüncesi uykularımı kaçırıyor.

ödüm kapıyor bir anda öleceğim de gözlerim kadar sulu bir vajinayı yakından görme şerefine ulaşamayacağım diye.

ağlıyorum bazen öfkeden, şu yaşımda hala ölüm kadar gerçek bir memeyi cımdıramadığım için.

porno izlerken uzun süredir aklımın köşesinde ya bu izlediğim son pornoysa düşüncesi geçiyor. ya gördüğüm son güzel göt nicole aniston’ın götü, ya gördüğüm son korkunç penis keiran lee’nin penisiyse diye.

hayattan zevk alamamaya başladım. bir süredir hiçbir cinselliğin tadı kalmadı gözümde. belki bugün sevişirim diye, kaliteli slip baksırlar giymiyorum artık. pazardan 10 tane aynı tipte aldığım xxl seher yıldız baksırları giyiyorum. kıçıma masa örtüsü geçirmişim gibi duruyor bu xxl baksırlar ki küçük penisli bir insanımdır. parfüm de kullanmayı bıraktım, vücuduma sinmiş meni kokusu çevremdeki herkesi rahatsız ediyor. kim yüzüme bakıp da boynumu koklayarak öpecek ki zaten? duş almayı ise bu seks yapamadan ölme korkusuna kapılmadan çok önce bırakmıştım. insanın gerçek varlığının anlamının biyolojik pisliğiyle barışık olmasında gizli olduğuna inanmıştım.

uzun zamandır kronik depresif ruh halimin sorumluluklarını yerine getirmek adına bilincim istemsiz bir şekilde beni ayakta tutan tüm hislerden arınmıştı. bir tek cinsellik kalmıştı. belki bugün kitap okurken yanıma tatlı bir hatun oturup ne okuyorsun diye sorar da hemen tanışır ayaküstü sevişiriz umudu kalmıştı, yaşama dair umutlarımın arasında. olmuyormuş tabi öyle bir şey, hep kapitalist amerikan porno endüstrisinin public ekolü yüzünden kapıldık hepimiz o umuda.

sonum ne olacak benim çok merak ediyorum. bir tanrı olsa oturup yalvarırdım ne olur ölmeyeyim, lütfen ölmeyeyim en azından hiç seks yapmadan ölmeyeyim diye.

olm çok güzel kızlar var lan, ölmemem lazım.

külotlu çorabın kayma sorunsalı

boy sorunu

girilen entrylere bakınca 1.77 boyla orospu çocuğu olmaktan iki santimle yırttığım sorunsal.

fasılcının yan çarı olduğum gerçeği

sözlükte soğuk duş etkisi yaratması muhtemel, hüzüntü verici ve bir o kadar da sinir bozucu itiraf.

evet, fasılcı mühendis adlı mod/yazarın çoklu kişilik bozukluğundan müzdarip ruh halini yansıtmak için kullandığı, aynı zamanda bilinçaltında bastırılmış bir şekilde sinsice yatan cinsel hezeyanlarını dışavurumsal bir şekilde ifade ettiği bir yan hesap, tumblr dili ve edebiyatıyla konuşursak fake hesabım ben.

ilk başlarda böyle değildi. sözlüğe sinema, edebiyat ve müzik hakkında katkı koymak için gelmiştim. her şey özel mesajıma düşen ‘ne kadar farklı şeyler yazıyorsun öyle :) ‘ iletisiyle başladı. kısa sürede benim venomum oldu. vücudumu ele geçirdi ve bu güzel hesabı kalkık çük, mis kokulu am gibi erotik betimlemelerle doldurdu. bir zamanlar kendi hesabında harikalar yarattığı tespitleri benim üzerimden kamuoyu ile paylaşması, bana elimi kıpırdatmadan övgüler getiriyordu. ama artık sıkıldım; sözlükte geçirdiğim her bir saniyeyi fasılcının beni izlediği hissiyle yaşamaktan. kokmuscorapa bile sırf bu yüzden keyifli keyifli yürüyemedim. zaten her daim melankolik sancılar geçiren ruhum, fasılcıyla sözlük üzerinden yaşadığım bu master&servant ilişki ile iyice sarsıldı. bdsm’yi sadece pornhub’ta bir kategori sandığım dönemleri özledim.

bu yüzden böyle itiraf yapma gereksinimine kapıldım. artık kimsenin aklında soru işareti kalmasın, ben fasılcının yan hesabıyım.

hereditary

türkçesi ayin demek olan kelime. 2018 yapımı ari aster filmi. son yılların en iyi korku/gerilim filmlerinde biri. imdb'si 7.3.

greenbrier

vince gilligan'ın resmen doğruladığı breaking bad evreninde geçecek film. 2019 sonlarına doğru vizyona gireceği konuşuluyor.

 spoiler!
konu itibariyle, breaking bad'in son bölümünde walter white'ın ölümünden sonra jesse pinkman'ın ne yaptığına odaklanacak.

ders çalışırken ereksiyon olan mühendislik öğrencisi

bir parça am bulunmayan mühendislik sınıflarında erkeklik öldürmüş eziklerin başına gelebilecek hede. yurtta gürültüden ders çalışamayan, tıraş edilmiş olmasına rağmen uçları çivi gibi sert olan sakallı, sabah uyandığındaki yemyeşil çapağın ucunda her daim yapışık olduğu gözlüklü, ter kokulu ve kısa boylu mühendis adayının; kütüphaneye gidip de harika giyim kombinli tatlı mı tatlı minyon mu minyon götlü mü götlü hatunları görünce 3 günde bir çıkarttığı seher yıldız baksırının önünü ıslatması olayı olarak da geçer çeşitli akademik yazınlarda.

yoklukların en kötüsü kadın yokluğunu iliklerine kadar hisseder bunlar. kütüphanede daha çok yüzlerine vurulur bu yokluk. arka sırasında koklaşa koklaşa ders çalışan fef öğrencileri, abi fizyoloji çok zor ya diye ağlayan am sahibi fizikli kadınlar ve kaslı çüklü besyo erkeklerinin sevişmemek için birbirilerini zor tuttukları ortamda bizim mühendis adayımız; önündeki hesaplarla meşgul olmak zorundadır.

bir yerden sonra önündeki kağıtta bulunan integral kocaman bir yarrağa dönüşüp gözlerinin içine girer. limit işareti vajinayı andırır, üçgen deliğe benzediği için eli gitmez kağıda üçgen çizmeye.

sürekli etrafındaki hatunları kesmeye çalıştığı ve özellike yan masadaki piercingli dövmeli gsf öğrencisinin açık göbeğine baktığı için dersine konsantre olamaz. sekssizlik başına böyle belalar açacaktır. dur bakayım kız sigara içmeye gitti takılayım peşine belki bir şey olur da muhabbet kurarım diye zırt pırt başından kalkacaktır dersinin. amk sığırı gsf öğrencisi o tabii ki zırt pırt ayağa kalkacak sen otur dersini çalış demez kimse ona. yalnızdır çünkü.

istediği kadar takılsın dövmeli kadının peşine, istediği kadar yolda giderken kulaklığındaki back in blacki'i belki şu önümdeki kız da ac/dc'cidir ya aa ne dinliyorsun diye sorar bana, diye düşünüp yüksek sesle söylesin; bir şey ifade etmez.

hiçbir kadınla hiçbir muhabbeti olmayacaktır dört sene boyunca göt büyütmek için geldiği üniversitede.

bazıları okul bittikten sonra iyi bir işe girip, yüksek maaşlar kazanacak ve 'parasıyla' seks yapacaktır, birçoğu artık her mahallede mühendislik fakültesi olduğundan okul bittikten sonra da ulaşamayacaktır kadınla sekse. belki gay olmaya karar vereceklerdir vermezlerse de azılı bir kadın düşmanı olup annelerinin bulup da görücü usulü everdikleri köylü kızına hayatı zindan edecek, şerefsiz bir kadın düşmanı olacaktır.

bilinmez, lakin hayat zordur onlar için ve zor olacaktır. kütüphane köşelerinde uzaklara dalmış, çirkin ve melankolik heriflere de verelim artık sevgimizi, ilgimizi, arkadaşlığımızı ve varsa eğer vajinamızı.

onlar buna muhtaç, her birimiz gibi.

bakir olmadan bakire kız istemek

6 cm çük ve 7 saniyelik boşalma süremle alayıyla kıyaslanmaya hazır ve iflah olmaz bir bakir olarak katıldığım önerme.

bekaret neymiş oğlum yıl olmuş 2018

düzenli mastürbasyon saatleri olan erkek

kendi öz bilincine olan saygısıyla hayranlık uyandıran ve yerinde olmak için kırk takla atacağım erkek gibi erkek çeşidi. bunlardan biri bir dönem arkadaşımdı benim. anlatırdı sürekli batak arasında verdiğimiz sigara molalarında ‘hacı ben her sabah saat on buçuk oldu mu dikerim bayrağı, yarım saat pornhub senin mofos benim dörtnala dolanırım kalkık çükümle. saat 11 dedi mi çığlıklar ata ata boşalırım, hiç şaşmaz. yıllardır böyledir, derdi. en fazla vay kanki iyimiş gibisinden şeyler mırıldanırdık onun bu eşsiz cinsel aktivitelerine. ancak içten içe içimiz giderdi, kıskanırdık yavşağı.


yarım saat porno izlemek neydi lan? benim hala milliyet.comda çıkan barbara palvin üstsüz yakalandı haberleriyle cinsel ihtiyaçlarını gideren arkadaşlarım vardı. herif yarım saat hd porno izliyor, büyük lüks.

sonra cinselliğin mekanikleşmesi büyük bir haz olmalı insanoğlu için. düşünsenize yıllardır her sabah 11de orgazm olduğunuzu. nasıl sağlıklı olursunuz? ömrünüz boyunca her partneriniz sizden hoşnut kalır. çünkü tüm uyaranlarınız fizyolojik olarak sağlamlaşmıştır.

tabi bu durumlar birazcık sosyo ekonomik olarak iyi gelirli ve kültürlü ailelerin çocuklarına kısmet olur ancak. ebevenyleri çocuklarını serbest bırakır kendi cinsel kimliklerini keşfetmeleri için. bizim gibi garibanlar fındık bulmuş sincap gibi bi gözü odanın kapısında heyecanlı heyecanlı asılır ve son kaçınılmaz olarak yamuk penisler, erken boşalma problemleri!

ulan bir insanın babası oğlunu 31 çekerken yakalasın diye odaya sessiz sessiz gelip aniden dalar mı? nasıl bir vicdansızlık bu. sırf bunun travmasıyla kaç partnerinin yanında ereksiyon olamamıştır kim bilir hem cinslerim.

halbuki yıllardır biyolojik 31 saatlerimiz olsaydı böyle mi olurdu? çıkarmadan 5 konulu sohbet başlıklarının öznesi olabilir, sevişmekten adonislerimizi çıkartabilirdik biz de.

velhasıl; kader.

bulaşık yıkarken tıkanan lavaboyu eliyle açan kız

penis kafalı bir insan olduğum gerçeği

şunca yıllık hayatımda gözümden kaçırdığım ancak 2018 yılının soğuk bir kasım sabahı ansızın farkettiğim kahredici gerçek. böyle bir başlık açıp sözlüğe rahatsızlık verdiğim için herkesten özür dilerim. ancak artık birileriyle paylaşmasaydım bu gerçeği bileklerimi kesecektim gece gece. belki iyi olabilirdi üşüyen vücudum bileklerimden akan kanla ısınsa, ancak daha önce bileklerini keserek intihar etmeyi deneyenler bilir; eğer bileklerinizi suyun içine koymadan keserseniz bir süre sonra damarlar tıkanır, kan akmaz ve ölemezsiniz. şimdi gecenin bir vakti de suya bileklerimi sokup kesmeye üşendiğim için açmaya karar verdim bu başlığı.

evet penis kafalıyım. kafamın şekli penis gibi. hatta omuzlarımın boynuma doğru basık oluşu da şekilsiz bir penisin sonuna eklemlenmiş iki sarkık hayayı andırıyor. bu sabah yüzümü yıkarken gözümden çıkmayan çapağa dikkatlice bakmak için aynanın karşısında normalden biraz daha fazla vakit geçirmemle fark ettim. şu kadar yıldır, haddinden fazla bilinçlenmiş bir canlı olarak yaşarken ben; annem babam arkadaşlarım sevgililerim(?) hiç mi biri farketmedi de oğlum, arkadaşım, sevgilim sen penis kafalısın diyemedi bana?

bazen bizim büyük kuzen oğlum ne yarak kafalı adamsın lan diyordu hayattan beklentisini kesmiş varoşluğuyla bana. ama ben bunu hep, saçma salak hareketler yapıyor olmama yoruyordum. meğersem gerçeği haykırıyormuş.

bir yerde haklı da olabilir tabi. çevresiyle böylesine uyumsuz bir insan elbette çevresindeki insanlarca yarak kürek bir adam o ya, siktir et olarak tanımlanır.

mesela, benim arkadaşlarım benimle hiçbir zaman ortamlara akamazlar, benim olduğum yerde yapabilecekleri maksimum şey 101 atmaktır.

kimse eğlenemez benimle, sıkıcıyımdır. bulunduğum ortamda verdiğim rahatsızlıkla herkesin telefona gömülmesine vesile olurum. onlar telefonla uğraşırken ben çevreye boş boş bakar ortamı daha fazla gererim.

kadınlar benimle iletişime geçmeye gerek duymadıkları için yıllardır herhangi bir kadın arkadaşa sahip değilimdir. seks hayatım, vpn değiştirilerek girilen sitelerden ibarettir uzun zamandır. en son bir kadınla yakınlaştığımda roberto carlos futbol dünyasının genç yeteneği olarak pazarlanıyordu yetenek avcısı güney amerikalı scooutlarca.

spor yapmam, otobüse yetişmek için bile koştursam terlerim, nefes nefese kalırım.

param yoktur cebimde. hiçbir zaman mutluluk satın alamam kendime. halbuki ilizyon olarak bile olsa nasıl ihtiyacım vardır mutluluğa.

gerçekleşemeyecek kadar imkansız hayaller kurar, bunların gerçekleşeceğine kendime inandırır ve gerçekleşmediğinde tüm dünyaya küser; küfürler ederim.

öyle ya da böyle tüm bunlara uzun zamandır kendimi alıştırmıştım. melankolik, bitkin ve sikindirik bir şekilde de olsa öyle ya da böyle iç dünyamda bir şekilde yaşayıp gidiyordum. ama bu sabah böyle bir şeyle karşılaşmam gerçekten üzdü beni. yarak kürek bir hayatın yarak kürek bir adamı olarak bir de penis şeklinde bir kafa ve vücuda sahip olmak ağır gelicek sanırım bana.

bilemiyorum altan.

bir sabah uyandığımda ya kendime bir fincan daha kahve koyucam ya da gerçekten de bileklerimi kesicem.

albert camus’nun da ayrıca amına koyayım.

ilk kez flört edecek erkeklere tavsiyeler

en son flört ettiğim dönem demirelin cumhurbaşkanlığına geçmesinden dolayı dyp içinde parti içi çekişmelerinin arttığı döneme denk geldiği için ihtiyaç duyduğum tavsiyeler. sınıftan bir kız geçen sabah bana, hocanın verdiği fotokopiler sende var mı ya? diye sordu. bu flörtten sayılır mı?

laptopla duşa giren oda arkadaşı

okuma aşkına, öğrenme-araştırma aşkına hayran bıraktıran enformasyon çağına ayak uydurmuş arkadaş gibi arkadaş. adam duş alırken bile bir şeyler okumanın, öğrenmenin peşinde. takdir edilesi. yalnız bazen o laptopuyla duşta bilginin peşinde koştururken, ben banyonun kapısının önünden geçiyorum ve şak şak sesler duyuyorum. her halde ufkunu iki katına çıkaracak bir bilgi buldu da bunu kutluyor zaar. canım benim çık dışarı beraber alkışlayalım dediğimde, çatallaşmış ses tonuyla gider misin? diyor. halbuki bilgi paylaştıkça güzel ama paylaşmıyor benimle. neyseki herkesin bilgiyi ediniş biçimine saygı duyan seküler bir insanım.

kıza ev atmak

age of empires serverlerında steam üzerinden tanıştığım rus ve cinsiyet olarak kadın bir arkadaşa oyun esnasında yaptığım fantastik ve yoğun seks içeren fantazi dolu eylem. oyun başlar başlamaz işçilerimi doğru ormana odun kesmeye yolluyorum. kısa sürede odunum birikiyor ve kızın bölgesine ev inşa ediyorum. böylece map'te ikimizin ülkesi adeta yatakta iç içe geçmişiz gibi birbirinin içine giriyor. benim tarlamın yanında onun surları uzanıyor. kolumu başının altından geçirmişim de göbeğim de uyuyormuş gibi sessiz sessiz uzanıyor topçu evleri town centerımın yanında. hafif açık dudaklarından aldığı nefesi duyuyormuş gibi hissediyorum her seferinde emir yağdırdığı işçilerinin emrin! hazırım! diyişini.

içim gıdıklanıyor düşündükçe. müthiş bir deneyim. iyi ki seks var.

öpüşme anında sinir bozucu olaylar

son öpüşmemde iktidarda dsp-mhp-anap koalisyonu olduğu için hatırlamakta güçlük çektiğim eylemler silsilesi. bayramda dedemin elini öperken elinin üzerindeki kıllar dudaklarımı rahatsız ediyor, bu sayılır mı?

orta sınıf ideolojisi

çeşitli literatürlerde küçük burjuva idelojisi olarak da görülebilecek*, kapitalizmin sınıflı mizacında sapına kadar sömürülen olmasına rağmen, toplumun geri kalanından iki üç kuruş daha fazla maaş alıyor diye bireye kendini patron sandıran, alttan alttan oğlum bak ne güzel araban var, evin metroya yakın, bir tane de ismi ataberk olan sarı saçlı çocuk yaparsın siktir et her şeyi bak sen işine diyen sinsi ideoloji.

beyaz yakalı, plaza çalışanı, şirket müdürü hastalığıdır. genel olarak bu ideolojinin kendini var ediş biçimi, aman ali rıza bey tadımız kaçmasındır. hareketsizlik övgüsü ve bireyselleşme her daim ön plandadır.

anadolu'nun küçük işletme ve orta yollu toprak sahiplerince yıllardır bana dokunmayan yılan bin yaşasıncı zihniyetinin büyük şehirlerde, starbucks'a oturup türkiye'den siktir olup gitmek üzerine hararetli tartışmalara girmek olarak tezahür ettiği ideolojidir aynı zamanda.

10k maaş alan mühendisi de, 3k maaş alan bankacıyı da aynı noktada buluşturabilir bu hastalıklı ideoloji. kendi seküler hayatlarında, ayda bir gittikleri sinema yahut tiyatroyla şekerim ridley scott science fiction'ın zirvesi konulu elit muhabbetlere girdiklerinde kendilerini müthiş entellektüel sanarlar; lakin değildirler çünkü birçoğunun en büyük vizyonu hayatım buzdolabı eskisi gibi soğutmuyor yeni bir tane no frost mu baksak?'tan ibarettir.

fatura ödemek için var oldukları bu dünyayı ölümüne kabullenmişlerdir. evlerindeki küçük ama bazen ilgi çekici şeyler de bulundurabildikleri kitaplardan okuduklarıyla farklı dünya görüşlerine sahip olduklarını düşünebilirler. sözgelimi dinler ilkeldir onlar için ancak matrix evrenine hapsoldukları ihtimali marjinalliktir. kaçınılmaz olarak kadercidirler. içten içe de konumlarını bilirler, sömürüldüklerini -özellikle kriz dönemlerinde- iyiden iyiye hissederler. ancak sesleri çıkmaz. bastırılmışlardır.

böyle gelmiş böyle gider, ne yapalım?

mediocregenius

her entry girişimde biraz daha fazla düşürdüğüm sözlük seviyesini her seferinde itinayla yükselten kaliteli yazar. bilgi verici entrylerini okumaktan gerçekten haz duyuyorum. yıkama yağlama işlemi yapmaya genelde üşenirim fakat, bugün önce uzun zamandır üzerine okuma yapmayı planladığım dark humor üzerine içerisinde güzel makalaler de bulunan kaliteli bir entrysine daha sonra ise az insanın bildiği şarkılar başlığında çok sevdiğim sleep drifter paylaşımına denk gelmemle, başlığına birkaç kelam bir şeyler yazmak istedim.

takibindeyim, yazadursun.

2018 yılında hala utanmadan ereksiyon olabilen erkek

dünyanın güneş sistemini kolonileştirme üzerine düşünüp bunun hakkında çalışmalar yaptığı, ışık hızının aşılıp aşılmayacağını gözlemlemek üzerine deneylerin tasarlandığı, evrenin başlangıcının keşfedilmek üzere olunduğu 21.yüzyılda hala utanmadan bir organını çeşitli uyaranlarla yer çekimine meydan okurmuşçasına gökyüzüne doğru diken erkek çeşidi. ben de ereksiyon oluyorum, sabah uyandığımda özellikle. ama arkadaş mal mıyız neyiz biz? kadınlara kişisel cinsel tatmin ihtiyaçlarını ve gerekli olan genç nüfusu üretmemizi sağlayacak bir robot tasarlayıp neden topluca kalkık çüklerimizi sönümlendirmiyoruz ki? ereksiyon olup cinsellik için harcayacağımız vakiti bilime sanata harcasak sizce de insanlık için daha iyi bir şey yapmış olmaz mıyız? hem daha sonra o damarlı uzuvun büyüklüğüyle övünüp ereksiyon olamayan çağdaş erkekleri iktidarsız olarak yaftalamak nedir? ne çeşit bir lümpenlik bu? ereksiyon olamayan erkek, çağdaşları tarafından deli denilip hor görülen ancak duruşuyla çağın çok ötesinde olan eski çağ sanatçıları gibidir benim nazarımda.

ataerkil toplum dayatmasının bok yemesi bunlar işte hep. ama toplumsal normlara boyun eğmek, ele avuca sığmayan büyük ve ereksiyon halinde penislerimiz olduğu için sürekli seks düşünmek ve seks yapmak zorunda değiliz.

hep birlikte ereksiyon olmuş yamuk penislerin ahkam kestiği değil, mis kokulu daracık vajinaların hüküm sürdüğü anaerkil bir toplum kurabiliriz.

bir düşünün oğlum, emin olun bizim de işimize gelir bu.

lan hem ayrıca sizce de kapitalizm testosteron kokmuyor mu?

flörtten sevgililiğe geçiş gerginliği

en son birisiyle flörtleştiğimde cumhurbaşkanı ahmed necdet sezer olduğundan hatırlamakta güçlük çektiğim gerginlik çeşidi. geçen gün harika giyim kombinli tatlı bir kadın buradan ç3 geçiyor mu diye sormuştu, flörtten sayılır mı lan o?

hitchcock & truffaut

ilker canikligil hocamızın çabalarıyla 30 yıl sonra tekrardan basılan, sinema ve sinema tekniği üzerine yazılmış en iyi kitaplardan biri. 30 liralık fiyatıyla çanakkale dnr'da da var. yalakizim cep harçlığımı yatırır yatırmaz gidip alacağım.

tanıtım bülteninden:

hitchcock bence sinemayı “salt sinema” olarak ele alan en önemli ve ilk yönetmenlerden biriydi. meşhur şakası “benim filmlerim hayattan bir dilim değil, kekten bir dilimdir” sözü kitapta epey yer tutuyor! boş bir şaka gibi görünen bu sözle bence hitchcock aslında sanatla ilgili çok temel bir ilkeyi gözetiyor: truffaut “bir yönetmenin görevi anlatmak değil, göstermektir.” diyerek şakayı açıklarken, aslında herhangi bir sanat yaratısının en önemli ve onu esas değerli kılan özelliğinin “üretim ortamının kendisine” uyumluluğu olduğunu vurguladığını düşünüyorum.

bu kitap bir sinema öğrencisi veya heveslisi için altın değerinde bir kaynaktır ve hitchcock’un filmlerini hiç bilmeseniz bile size yararı olacaktır. yıllar içinde onun filmlerini izledikçe içinizde kitaba tekrar tekrar dönme isteği oluşacak ve her dönüşünüzde bazı şeyleri nasıl kaçırdığınıza şaşıracaksınız.

yıllar sonra bugün hem türkiye’de hem dünyada sinema büyük oranda tüccarların, pazarlamacıların, sosyologların, ideologların ve “salt sanat” hayranı sözde “yaratıcı yönetmen”lerin eline düşmüş durumda. gerçek sinemacılar ne yazık ki azınlıkta. elinizdeki kitabı okuduktan sonra bu gerçeği siz de kavrayacaksınız.

ilker canikligil

ailenin özel mülkiyetin ve devletin kökeni

friedrich engels tarafında 1884 yılında yazılmış, marksist literatür ve pek tabii tarihsel materyalizmin başucu eseri.

genel olarak, farklı toplumsal evrelerde ailenin geçirdiği ekonomik değişimleri çok güzel analiz edip, bu analizler sonucu elde ettiği sonuçlarla emeğin işbölümü ve barış dönemlerindeki verimliliğini; sömürü ve özel mülkiyet dönemlerindeki verimsizliğini, neden ve nasıllarla çok güzel gösterir. insanlığın sınıfsız ilkel komünal topluluklardan sömürünün hüküm sürdüğü sınıflı toplumara nasıl evrildiğini görmek için mutlaka okunmalıdır.

aklı başında feministlerin okuyup kendilerine katacağı çok şey olacağı gibi, bu eserden feminizm güzellemesi çıkartmak için birazcık aptal olmak gerekir. engels'e göre kapitalizmin ataerkilliği kadınların cinsel kimliklerini bularak değil sınıfsal kimliklerini bularak yıkılacaktır çünkü.

kadınlar üzerine birkaç aforizması da şu şekildedir; "fuhuş, kadınlardan da çok, asıl erkekler için ahlak bozucudur. fuhuş, kadınlar içinde yalnızca kendini buna kaptıran mutsuzları alçaltır ve bunların sayısı, genellikle sanıldığından çok daha küçüktür. buna karşılık, fuhuş, bütün erkek dünyasının niteliğini değerden düşürmekte, alçaltmaktadır” (s. 88-9), “kadının tekeşliliği hiçbir zaman erkeğin açık ya da saklı çokeşliliğine engel olmamıştır” (s. 89)

saian sakulta salkım

türkçe rapin topu, tüfeği, tankı. kelime haznesi ve entellektüel kapasitesi sadece türkçe rap'te değil türk müziğinde en üst seviyelerdedir. bundan 10 yıl önce rap dinliyorum diyenin kampüslerde yatırılıp sikildiği dönemlerde türkçe sözlü rap müziği üniversitelere sokmuştur. kapkara anarşist, materyalist yandaşı bir ateisttir.
  • /
  • 4

şizofreni

katatonik evresi bir insanın başına gelebilecek en korkunç şeyler listesinde üstlere oynar.
(bkz:katatonik şizofreni)

çomü sözlük ödülleri düzenlensin mi?

öyle beş on liralık hediye verecekseniz hiiç yormayın bizi

üniversiteye yeni gelmiş kız görgüsüzlüğü

bir kadın olarak böyle bir başlık açtığım için hayli üzgünüm ama kızlar harbi sağlam küfür hak ediyorsunuz.
biz de genç olduk bizim de kanımız kaynadı takıldık gezdik tozduk ama biraz abarttınız sanki.
millete şekil yapıcam diye size ilk yazan "arabalı lavuklara" kendinizi meze ediyorsunuz. metres gibi takılıyorsunuz.
ailelerinizden saklayarak attığınız o hikayelerinizi görünce kıskanıp özenmiyor üzülerek "gece sikiş var herhalde" diyoruz. (şahsen ben)
orospu olacaksanız biraz kaliteli orospu olun. allah için az vizyon sahibi olun ya.
iki arabada snap atıcaksınız diye götünüzü siktire siktire bir hal oldunuz.
yapmayın ablalarının gülleri.
havalı değil varoş oluyorsunuz.öptüm sizi kocaman.
not:çanakkale küçük yer yarın öbür gün milletin içinde rezil olur,ağlaya ağlaya eve koşarsınız.

kova burcu kadını

liderlik özelliği ağır basan ve bu yüzden ilişkilerdeki ağırlığın kendisinde olmasından dolayı karşı tarafı oldukça rahatsız eden kadınlardır. özgürlüklerine düşkün olmalarıyla da beyleri cinnetin eşiğine getirebilirler. yani bende öyle oluyor en azından.

hiç seks yapamadan ölmek korkusu

sevgili yazarımızın bakirliğini alacak bir insan evladı hayır sever kadın arkadaşımız yok mu lan şu lanet sitede

hiç seks yapamadan ölmek korkusu

"20 küsür senedir am görmedi delleniyor oğlan"
varsa bakirliğini alacak arkadaşa şimdiden kolay gelsin diyelim

baskasının adına utanmak

tiktok videoları izlerken yaşadığım durum

yazarların unutamadığı anıları

yurtta ilk günüm, annemler bıraktılar gittiler, gözler kıpkırmızı ilk defa bu kadar ayrılıyoruz diye salya sümük ağlamışız. çıktım odaya, baktım kızlardan biri duşa girdi dedim çıkınca ben gireyim bari. çamaşırları falan hazırladım, çıktı kız girdim ben. bu salak banyodan çıkarken suyun duş başlığından gelmesi için kaldırılan o düğmemsi şeyi aşağı indirmiş. ulan çekiyorum çekiyorum kalkmıyor, küfür ediyorum içerde deliler gibi. ulan bir insan ne kadar yüklenmiş olur onun üstüne ki kalkmasın yani tekrar. napıcam napıcam diye geberiyorum, yardım falan da isteyemem ilk günden ulan şunu kaldıramadın mı diye yiğitliğe bok sürdürtmek istemiyorum çünkü. hocam resmen eğilerek duş aldım, acı ama gerçek yani. bildiğiniz girdim musluğun altına. ben mi duşu aldım, duş mu beni, orası muamma tabi.

külotlu çorabın kayma sorunsalı

siyah ten çorap giyersin, evden çıkmadan bir güzel ayarlarsın her yeri aynı inceliktedir. sonra yolda yürürken o çorap kayar dizinde birikir, diz kapağın simsiyahtır ama bacakların görünüyordur. aq çorabı ya bak yine sinirlendim.

ders çalışırken ereksiyon olan mühendislik öğrencisi

başarısız ve sorumsuz bi öğrenci profiliyle geçmekte olan 6 yıllık mühendislik fakültesi hayatımda hiç yaşamadığım vasat durum.bu olay bu fakültenin kaderi ama dışarı açılmak sizin elinizde.kızlarda bekaret oranının zirvede olduğu bu fakültede kadın profilini kafanızda tek derdi okulu süresinde bitirmek olan kırtasiyeye girdiği zaman heyecanlanan hesap makinesiyle ciddi ilişki yaşayan ispanyol paça kot pantolon giymeye devam eden 20li yaşlarında hayatındaki başarı kriterini bu olarak belirleyen eden kızlarla sınırlandırırsanız fakülte bahçesinde deniz gezmiş montlu tiplerin arasında kahve ve sigara içer porno yıldızlarının fotoğraflarını gördüğünüzde ismini hatırlayacak hale gelirsiniz maalesef.

akıcı bir çeneye sahipseniz eliniz yüzünüz de az biraz düzgünse ilk önce fen edebiyat fakültesine ordan iibf kızlarına doğru açılabilirsiniz.eğer biraz da şansınız varsa güzel sanatlar fakültesine bile oynayabilirsiniz.

yalnız sabahlara kadar süren kalabalık alkol ve uyuşturucu muhabbetleri sonucunda tavladığınız o kızıl saçlı dövmeli piercingli kızla seks yapmanız anlık keyifler verse de uzun vadeli dönemde ipin ucunu kaçırmanıza sebep olabilir.okulu uzatmak en basiti olsa da mutluluk reseptörlerinizi tüketmenize ve zamanla insanlara keyifli gelen aktivitelerden (sinemaya gitmek,tiyatroya gitmek,gezmek,kalabalık muhabbet ortamlarında bulunmak) kısacası hayattan keyif alamamanıza sebep olabilir.

ayrıca betimleme yetisini beğendiğim yazar.bu aralar soruyorlar bu sen misin diye.ben değilim

Toplam entry sayısı: 90

abi yaşıycaksın bu hayatı

son dönemde kampüslerde işitilen lümpen genç vecizesi. sorgulamıycaksın, kafaya takmıycaksın diye devam eder. bu gençler genelde üniversitenin kamp, paraşütçülük, bisikletçilik gibi bol atraksiyonlu topluluklarından birine üyedirler. favori müzisyenleri bob dylan'dır. en büyük hobileri havalar ısındığında burcularla, çağrılarla birlikte olympos'a gidip kamp atmaktır. instagram profillerinde en az bir tane kamp çantalı, otostop yaparken çekilinen fotoğrafları bulunur. alemcidirler. kanki takılalımdırlar. ot zararlı değil ya inekler de yiyodurlar. takip ettikleri edebiyat dergisi yüksek ihitmalle bavul veya kafadır. moruk bu ülkede yaşanmazdırlar. birçoğu yaşadıklarını sandıkları bu hippi yaşantısının temelsiz olduğunu okulun son senesinde fark edip not kasarlar. fen edebiyat, gsf ya da iibf öğrencisidirler.

yolda olmak, abi beni bi salın. gibi birkaç cümleye daha sahiptirler.

ciddi ciddi çok güzel kızların var olması

hayretler içerisinde gözlemlediğim doğa olayı. çanakkale’de daha bi fazla sanki. yalnızlığın başına vurduğu genç ve abazan erkekleri derin üzüntüye gark eder. kampüste, arabesk şarkıları kulaklığında inleten genç abazanımız kütüphanede, cafede, otobüs ve benzeri yerlerde gördüğü tatlı, giyim kombini iyi, makyajı yerinde olan kızları, ulan benim niye sevgilim yok içerlenmesiyle hafızasına atar. hemen yurda veya evine gider. tinder, c2, instagram gibi karşı cinsle etkileşime geçme ihtimalinin yüksek olduğu sosyal medya mecralarında cirit atar. saatler harcar, fotoğraflar likelar. bir iki tanede komikli muhabbet açma girişiminde bulunur. ancak karşılık almaz ve tüm bunların sonunda pornhub’a girip ağlayarak 31 çeker.

yurdum erkeklerinin, iddia bağımlılıklarından sonraki en büyük sıkıntılarıdır.

güzel kızların var olmasının yakışıklı erkeklerin var olması gibi başlık açmaya değmeyecek bir cinsel olgunluk düzeyinde olan toplum yapısına bir an önce kavuşmak her birimizin temennisidir.

hitchcock & truffaut

ilker canikligil hocamızın çabalarıyla 30 yıl sonra tekrardan basılan, sinema ve sinema tekniği üzerine yazılmış en iyi kitaplardan biri. 30 liralık fiyatıyla çanakkale dnr'da da var. yalakizim cep harçlığımı yatırır yatırmaz gidip alacağım.

tanıtım bülteninden:

hitchcock bence sinemayı “salt sinema” olarak ele alan en önemli ve ilk yönetmenlerden biriydi. meşhur şakası “benim filmlerim hayattan bir dilim değil, kekten bir dilimdir” sözü kitapta epey yer tutuyor! boş bir şaka gibi görünen bu sözle bence hitchcock aslında sanatla ilgili çok temel bir ilkeyi gözetiyor: truffaut “bir yönetmenin görevi anlatmak değil, göstermektir.” diyerek şakayı açıklarken, aslında herhangi bir sanat yaratısının en önemli ve onu esas değerli kılan özelliğinin “üretim ortamının kendisine” uyumluluğu olduğunu vurguladığını düşünüyorum.

bu kitap bir sinema öğrencisi veya heveslisi için altın değerinde bir kaynaktır ve hitchcock’un filmlerini hiç bilmeseniz bile size yararı olacaktır. yıllar içinde onun filmlerini izledikçe içinizde kitaba tekrar tekrar dönme isteği oluşacak ve her dönüşünüzde bazı şeyleri nasıl kaçırdığınıza şaşıracaksınız.

yıllar sonra bugün hem türkiye’de hem dünyada sinema büyük oranda tüccarların, pazarlamacıların, sosyologların, ideologların ve “salt sanat” hayranı sözde “yaratıcı yönetmen”lerin eline düşmüş durumda. gerçek sinemacılar ne yazık ki azınlıkta. elinizdeki kitabı okuduktan sonra bu gerçeği siz de kavrayacaksınız.

ilker canikligil

flörtten sevgililiğe geçiş gerginliği

en son birisiyle flörtleştiğimde cumhurbaşkanı ahmed necdet sezer olduğundan hatırlamakta güçlük çektiğim gerginlik çeşidi. geçen gün harika giyim kombinli tatlı bir kadın buradan ç3 geçiyor mu diye sormuştu, flörtten sayılır mı lan o?

orta sınıf ideolojisi

çeşitli literatürlerde küçük burjuva idelojisi olarak da görülebilecek*, kapitalizmin sınıflı mizacında sapına kadar sömürülen olmasına rağmen, toplumun geri kalanından iki üç kuruş daha fazla maaş alıyor diye bireye kendini patron sandıran, alttan alttan oğlum bak ne güzel araban var, evin metroya yakın, bir tane de ismi ataberk olan sarı saçlı çocuk yaparsın siktir et her şeyi bak sen işine diyen sinsi ideoloji.

beyaz yakalı, plaza çalışanı, şirket müdürü hastalığıdır. genel olarak bu ideolojinin kendini var ediş biçimi, aman ali rıza bey tadımız kaçmasındır. hareketsizlik övgüsü ve bireyselleşme her daim ön plandadır.

anadolu'nun küçük işletme ve orta yollu toprak sahiplerince yıllardır bana dokunmayan yılan bin yaşasıncı zihniyetinin büyük şehirlerde, starbucks'a oturup türkiye'den siktir olup gitmek üzerine hararetli tartışmalara girmek olarak tezahür ettiği ideolojidir aynı zamanda.

10k maaş alan mühendisi de, 3k maaş alan bankacıyı da aynı noktada buluşturabilir bu hastalıklı ideoloji. kendi seküler hayatlarında, ayda bir gittikleri sinema yahut tiyatroyla şekerim ridley scott science fiction'ın zirvesi konulu elit muhabbetlere girdiklerinde kendilerini müthiş entellektüel sanarlar; lakin değildirler çünkü birçoğunun en büyük vizyonu hayatım buzdolabı eskisi gibi soğutmuyor yeni bir tane no frost mu baksak?'tan ibarettir.

fatura ödemek için var oldukları bu dünyayı ölümüne kabullenmişlerdir. evlerindeki küçük ama bazen ilgi çekici şeyler de bulundurabildikleri kitaplardan okuduklarıyla farklı dünya görüşlerine sahip olduklarını düşünebilirler. sözgelimi dinler ilkeldir onlar için ancak matrix evrenine hapsoldukları ihtimali marjinalliktir. kaçınılmaz olarak kadercidirler. içten içe de konumlarını bilirler, sömürüldüklerini -özellikle kriz dönemlerinde- iyiden iyiye hissederler. ancak sesleri çıkmaz. bastırılmışlardır.

böyle gelmiş böyle gider, ne yapalım?

abi yaşıycaksın bu hayatı

son dönemde kampüslerde işitilen lümpen genç vecizesi. sorgulamıycaksın, kafaya takmıycaksın diye devam eder. bu gençler genelde üniversitenin kamp, paraşütçülük, bisikletçilik gibi bol atraksiyonlu topluluklarından birine üyedirler. favori müzisyenleri bob dylan'dır. en büyük hobileri havalar ısındığında burcularla, çağrılarla birlikte olympos'a gidip kamp atmaktır. instagram profillerinde en az bir tane kamp çantalı, otostop yaparken çekilinen fotoğrafları bulunur. alemcidirler. kanki takılalımdırlar. ot zararlı değil ya inekler de yiyodurlar. takip ettikleri edebiyat dergisi yüksek ihitmalle bavul veya kafadır. moruk bu ülkede yaşanmazdırlar. birçoğu yaşadıklarını sandıkları bu hippi yaşantısının temelsiz olduğunu okulun son senesinde fark edip not kasarlar. fen edebiyat, gsf ya da iibf öğrencisidirler.

yolda olmak, abi beni bi salın. gibi birkaç cümleye daha sahiptirler.

kadınlardan erkeklere sorular

daha önce sex pozisyonu tercih etme şansına erişmemiş bir looser olduğumdan cevaplayamayacağım forum tipi başlık.

(bkz:kızlarsoruyor.com)

ciddi ciddi çanakkale’de sinema olmaması

2018 çanakkale’si için rezalet gibi rezalettir. ülkenin batı yakasında avrupai bir şehir havasına sahip olan bu güzel şehir, 50 bin küsür öğrenciyi de bünyesinde bulundurmasına rağmen dandik bir avm sineması dışında herhangi bir sinemaya sahip değildir. ilginç gerçekten, avmdeki sinema da sinema olsa; büyük ihtimal seçkisini hangi film daha çok para kazandıracaksa onu seçen bir tüccar yapıyor ya da cinemaximum tepeden seçip yolluyordur ama her halükarda sinemadan o kadar kopuklar ki damien chazelle’nin son filmi first man’i bile bu hafta vizyona sokmadılar.

nuri bilge ceylan

türkiyenin sadece yaşayan en büyük yönetmeni değil aynı zamanda en büyük sanatçılarından biridir. doğum yeri çanakkale/yenice dir. 2018 yılındaki son filmi ahlat ağacı yenice, çan ve çanakkale’de merkezde çekilmiş, cannes film festivalinde gösterimi yapılmıştır.

cinemaximum art-house

cinemaximum’un kendi seçkisi sanat ve festival filmlerini çeşitli illere götürmesine olanak veren oluşum. çanakkale’de var mı? tabiiki yok. ama sevgili dostlar; şu linkteki formu doldurur,

https://www.cinemaximum.com.tr/yorum-ve-oneriler

ve formdaki ilgili yere çanakkale’de yaşadığınızı, 17 burda avm’ye gelen kalitesiz filmlerden şikayetçi olduğunuzu, daha sanatsal filmleri getirmeye özen göstermelerini ve art-house’un çanakkale’de olmasını istediğinizi; yazan bir mesaj yazıp yollarsanız, art-house çanakkaleye de gelebilir.

benim yazmamla ne olacak demeyin, yazın dostlar bir kişi bir kişidir. belki uslu birer çocuk olursak şirinleri bile görürüz.

izlenen filmin yönetmenini bilmemek

okuduğu kitabın yazarını bilmemekle eş değer taşralı refleksi. mahalle maçlarında abi topu hangi kaleye doğru vuruyoruz diye soran veletler büyümüş de sinemaya ilgi duyar olmuş.

bir de bu taşralıların izledikleri filmleri filmin başrolündeki oyuncunun filmi olarak ifade etmeleri yok mu, öldürüyor beni. dicaprionun filmlerini çok severim abii insepşın çok iyi film.

çomü sözlük dertleşmelik arkadaş veritabanı

üniversiteye yeni gelmiş kız görgüsüzlüğü

üniversiteye yeni gelen çıtırlar yüzünden artık yüzüne bakılmayan eski bir gold digger’ın kıskançlık içeren muhtemel cümlesi.

bulaşık yıkarken tıkanan lavaboyu eliyle açan kız

fasılcının yan çarı olduğum gerçeği

sözlükte soğuk duş etkisi yaratması muhtemel, hüzüntü verici ve bir o kadar da sinir bozucu itiraf.

evet, fasılcı mühendis adlı mod/yazarın çoklu kişilik bozukluğundan müzdarip ruh halini yansıtmak için kullandığı, aynı zamanda bilinçaltında bastırılmış bir şekilde sinsice yatan cinsel hezeyanlarını dışavurumsal bir şekilde ifade ettiği bir yan hesap, tumblr dili ve edebiyatıyla konuşursak fake hesabım ben.

ilk başlarda böyle değildi. sözlüğe sinema, edebiyat ve müzik hakkında katkı koymak için gelmiştim. her şey özel mesajıma düşen ‘ne kadar farklı şeyler yazıyorsun öyle :) ‘ iletisiyle başladı. kısa sürede benim venomum oldu. vücudumu ele geçirdi ve bu güzel hesabı kalkık çük, mis kokulu am gibi erotik betimlemelerle doldurdu. bir zamanlar kendi hesabında harikalar yarattığı tespitleri benim üzerimden kamuoyu ile paylaşması, bana elimi kıpırdatmadan övgüler getiriyordu. ama artık sıkıldım; sözlükte geçirdiğim her bir saniyeyi fasılcının beni izlediği hissiyle yaşamaktan. kokmuscorapa bile sırf bu yüzden keyifli keyifli yürüyemedim. zaten her daim melankolik sancılar geçiren ruhum, fasılcıyla sözlük üzerinden yaşadığım bu master&servant ilişki ile iyice sarsıldı. bdsm’yi sadece pornhub’ta bir kategori sandığım dönemleri özledim.

bu yüzden böyle itiraf yapma gereksinimine kapıldım. artık kimsenin aklında soru işareti kalmasın, ben fasılcının yan hesabıyım.
İletişim - Kurallar