victoria

kültür seviyemizi yukarı taşıyan bir yazar. sözlükte bilgi entrysi görmek farz olmuştu. daim olsun
roma mitolojisinde zafer tanrıçasıdır. yunan mitolojisinde dengi nike'dır. zafer işareti de victoria'nın baş harfi olan "v" harfinden gelir.
ilgiyle takip ettiğim yazar, sözlüğün ilber ortaylısı desem abartmış olurum ama gökkuşağımızdaki en elit renktir.
gözlem itibariyle kültür seviyesinin yüksek olduğunu anlarsınız

yazın kültürü shakespare'den antik yunan'a ordan da ahmed arife kadar uzanıyor.

müzik kültürünü çok beğendiğimi söyleyemeyeceğim ama grup yorum dinleyen birisi özgürlük davasında kendini avukatsız savunabilir.

görsel sanatlarla ilgili görüşlerini ise salvador dali ve loving vincent başlıklarında yansıtmıştır.

bunların yanı sıra ilk entryleri hepimiz gibi clickbait başlıklarda olsa da siyasi ve felsefi dünya görüşünü yansıtan entrylerini sözlükte serbest kıyafetle gezerken görebilirsiniz. (bkz: polis devleti)

edit: sözlüğe dev hizmeti

(bkz: çomü sözlük yazarlarının çektiği fotoğraflar )
ctrl+c-ctrl+v tuşlarını kullanmayı seven yazar dostumuz.

hoşgelmiştir. :*
kültürlü olduğu gibi bunları paylaşmayı seven yazar gibi yazar. böylesi az bulunur, sözlüğe katkılarının dâim olması dileğiyle
sözlükte aktif olan,güzel katkıları bulunan entelektüel kişilik.
sonunu pek iyi görmediğim nesildaşım. kırılgan, sanat seven, içine kapanık. tam bir kapalı kutu. adeta bir san marino milli takımı.
oldukça süratli bir nehire düşmüş, kurtulmak için elinden geleni yaptığı halde kurtulamamış ve artık kendini nehrin akıntısına bırakmış bir şekilde yaşayan bir insan canlanmaktadır gözümde. bu nehrin sonunda yüksek bir şelaleden aşağı düşmesini değil de kocaman bir okyanusa açılmasını umduğum yazardır.
profil resmini değiştirmiş yazardır, eskisine gözüm çok alışmıştı bunu garipsedim victoria neden yaptın bunu ?
olayları çok fazla dramatize etsede iyi bir yazar olduğu belli. ikinci olarak gerçeği çok fazla parçaladığını düşündüğüm yazardır. yukarıdaki tablosunu da gördükten sonra buna emin oldum. onun gerçeği ve bizim gerçeğimiz aynı dünya değil. buna eminim. bu kötü bir durum değil onu da belirteyim. zaten gerçek hepimizin kaçmaya çalıştığı olgu değil midir? son olarak kullandığı isim de temelde çok derin anlamlar ifade etmekle birlikte keşke roma mitlerinden victoria'yı değil de yunan mitlerinden nike'yi tercih etseymiş dediğim yazardır.
çünkü öyle olmak zorundaydı. kimseler bilemezdi. ben de bilememişim.

...
rüzgar esiyordu. dökülen yaprakları pencereme bırakıyordu. yatağımdansa kalkmak istemiyordum. yeni bir güne hazır değildim. yine vuracaklar diye çok korkuyordum. bu evde, bu mahallede, bu insanlarla yaşamak çok zordu... kalktım. pencereye yöneldim. rüzgarı hissetmek istedim. çünkü çok sert esiyordu. belli ki anlatacakları vardı. pencereyi açtım ve ona "haydi anlat" dedim. önce yüzüme yumuşacık bir öpücük bıraktı. sonrasında kendisini derin bir şekilde geriye çekti. korktum. bir anda sert bir şekilde beni görmeyerek penceremden içeri girdi. çok yorgun olduğu belliydi. içeri girerken kendisiyle beraber döktüğü yapraklarını da getirdi. odamın içinde yapraklar uçuşurken yine çok sevdiğimiz konçerto çalıyordu. öyle güzel bir andı ki... kendimi müziğe bırakıp hafif hareketlerle salınmaya başladım. rüzgar da benimleydi. hareketlerimi hızlandırıyordu. biz çok yakın iki insanız, küs kalamazdık. o tokatın etkisini çok çabuk unutmuştum. unuturum ben.

bir anne bebeğini nasıl başkalarından sakınıyorsa ben de seni bebeğini başkalarından sakınan bir anne gibi sevdim.

rüzgar pencereden hızlı bir şekilde gitti. rüzgarların da mevsimleri vardır. ara ara gelir gider.
...

aklıma meyhaneyi getiren kelimedir. bir şarkıda geçiyordu sanırım viktorya meyhanesi olaraktan.
rastgele bir entry okurken; entrysine denk geldiğimde hiçbir zaman, "bunu yazan güzel insan kim acaba?" diye sorgulamadan, "o" olduğundan emin olduğum çomü sözlük yazarı. severek takip etmekteyim.
kızım sen sinek gibi can çekişe çekişe artık vefat etmedin mi diye sorarak şuanki akıbetini merak ettiğim sorunsallı yazar tanesi
benlerim ister sever ister sevmez. onlar, hiçbir kaynağa bağlı olmayı sevmez. onlar sadece yaşamayı sever, ölmekten korkarlar; hayatı dolu dolu yaşayamıyor olmanın hüznünü yaşarlar. az biraz ağlarlar fakat mutludurlar. çünkü benlerimi hayata bağlayan bir amaçları vardır. onlar iyi birer insan olmayı, insan olmanın erdemine varmayı hedeflerler. öyle küçümsenecek bir hedef değildir, victoria karşı çıkar. eftalya mırıldanır "tamam victoria" der. vicvic desen zaten kendi halinde zıppırık bir tiptir. olsa da olur olmasa da... vicky de zaten victoria'dan türemiş. o ne yaparsa onu yapar. baktığımızda victoria onları ikna eder. savaşçı taraflarıdır, boşvermeyi sevmez. her zaman işin ayrıntısını düşünen o'dur. pekala...

zafer senin victoria!


sonra daa lallalalaaaa...
her sözlüğün ihtiyacı olan iyilik güzellik abidesi yazarımız.mod olmak istemediğini söylediğinde üzüntüden içmeye gitmiştim.ayrıca fransa’da bulunduğum yıllarda dile adapte olmam için saçını süpürge etmiş bi arkadaş kendisi.yüksek dozajda fransızcaya sahip tam bi fransız hanımefendisi.
o farkında değildi.
defterlerimi kimseye vermezdim.
sanki her an benden bir parça kopacakmış gibi.

ağlamasından korktum.

bir defasında kendisini yerlere atmış,
ağlıyordu.
acıyan yok.
"ben de ağlarım bak, sakın ağlama!"
diyen de yok.
yoktu işte!
etrafı izliyordu herkes.
sanki etrafta olağanüstü bir olay gerçekleşiyormuş gibi.
sonra;
omzundan paçalarına kadar
ağlamış bir adam,
yalvardı.
sessiz sakin yalvarıyordu köşede
demin arka sokaktan gelen adamın,
tırnaklarını yaladı.
tırnaklarını yaladığı adam bu durumdan oldukça memnun görünüyordu.
sanki bu dünyanın hakimiyeti ondaydı.
sanrılar işte...
bazen insanı tanrı da yapabiliyordu.
benim takıldığım mevzu ise;
tanrı neden buna sinirlenmiyordu?
oysa bir bağırması gökyüzünün ağlaması için yeterliydi.

tanrı da garip doğrusu!
namus bekçisi olan, beni koruduğunu söyleyen erkeklerim vardı. hepsi birbirinden farklıydı. hiçbiri birbirine benzemiyordu. tek benzerlikleri benimle muhatap oluyor olmalarıydı. arada birbirine benzeyenler çıkıyordu. çok çok çok küçük benzerliklerdi bunlar. sonra hepsinin boş bekçilerden öte bir varlık olmadıklarını kavradım. benim "özgür olmak" arzum hiçbir zaman tükenmeyecekti. kimsenin kölesi olmamaya söz vermiştim.
babam kapımı tıklatttı. "buyur" demeye varmadan içeri geçti. babamdı, beklemezdi. kapıyı tıklatıp biraz bekleme inceliğini göstermek zorunda değildi.
ben ağlıyordum baba.
ben ağlıyordum.
ben, izliyordum baba.
ben bir gözlemciydim.
biliyor musun yine misafirlerim geldi.
misafirleri eskiden hiç sevmezdim, biliyorsun.
hatta bir keresinde ailecek mangal yaptığımız bir gündü...
o gün işte,
misafirimiz gelmişti!
hatırladın mı baba?
ben hatırlıyorum.
çok kızmıştım ona,
neden gelmişti ki...
neyse,
bugün kapımı çalan adam bana yanaştı.
beni öptü,
bana sarıldı baba.
en sevdiğim misafirdi.
gitmesini istemediğim bir misafir...
ama ben farkındaydım biliyor musun baba
biliyorsun.
kızın her zaman bir şeylerin farkında,
biliyorsun.
sen bilirsin, ben bilirim bunu.
dokundu,
saklandım bende
ağacımın kavuğunu sığamadım baba,
şimdi biliyorum ki şunu diyeceksin bana;
"ağacının kavuğu küçükmüş kızım"
yapma baba!
kavuğa sığmayı bilmiş olsaydım eğer sığardım
fakat ben bilmiyordum.
sapmayan yoldan bir kere şaşmıştım.
baktığımız zaman pek şaşılacak mesele değildi
şaşmak konusu.
ehhh dedim geçtim baba.
dedim ki neden dışarı çıkmıyorsun?
çıkayım dedim. çıktım.
savruldum.
taaa öteye!
ötelerde bir ben.
ötelerdeki benin ötesinde de bir ben daha.
hep ben.

bir ses geldi
korkmadım ben.
haydi gel dedim.
bir şeyler içelim dedim.
türk kahvesi sevmem,
yapmayı da bilmem.
mutfak orada yapmak istiyorsan yap dedim.
baba ben çıplaktım biliyor musun?
çırılçıplak!
yalın,
sade
ve
dümdüz.

sonra gitti baba!
kadın elini unuttu
nerede diye arıyordu.
sensiz olmaz diye sayıklayan bir ses,
bir köşede.

nefes almadan yaşanmazmış
bunu hiç kimse de anlayamazmış
rüzgar uçuyordu ya
ötesi mi var...
ötesi olmayan öte.
denize uzandı,
ardından gökyüzü maviler açtı.
"yok sensiz olmaz" diye
acınası bir haykırış
söyle yavrum ötesi mi var!
nefes almadan yaşanmazmış.

şiirler, şarkılar niyedir ki
o halde!
var ile yok arasında.
asla affetmem seni sesi.
haa o el var ya..
o da bulundu.

sonra o el, bir daha uzanmamaya söz verdi.
artık yalvarmayacaktı.
söz vermişti.
gitti gitti gitti
sonsuzluğun sonuna.
anlat daha ötesi mi vardı ki
hayır, yoktu.

sevgili ağından kurtulalı çok oldu.
yavrum ağlama,
bak burada.
olması gerekenler burada.
ağlama yavrum.
ağlamak bitirmiyor çoğu şeyi.
içtenliğinliğinle ara gerçeği.
ne kadar zor biliyorum
inan biraz çabalayınca bulunur.

sevmek birazcık zor artık.
"gel yanaş, burada kal" demek zor çünkü.
kimselerin renkleri sevmediğini anladım. sonra mum yaktık. bizimkiler mum şakalarını severdi. ne adi insanlarız değil mi...
geldi, esti, gürledi.
birkaç oyun oynandı. üzerine kebaplar falan filan. o h mis dedirtti.
vegan arkadaşlarım vardı. geldiler yanıma. yeme yeme yeme dediler. tamam yemem dedim. omg sonra ağladılar. lan bu ülke size göre değil dedim. gidin buradan. gitmezler ki... adamlar inatçı. çevrelerini değiştirmek için varlar.
neyse hep beraber oraya buraya kaçıştık.

aramızdan biri kolunu kaldırdı...

dur, bak yalnızlığım koşuyor.
ben de onun arkasından koşuyorum.
o kadar dur dedim, durmadı.
ne yapabilirdim ki..
amaa ben amaa ben...
-evet sen
amaaa...
-sen, evet sen!
ben pişmanım riba.
dün gece yine aldattım onu.
yattım bir kadınla.
ağlaştık falan,
her yerimi öptü, dokundu.
tatmamıştım bu kadarını.
göğsüme bir uzandı, koptum o an.
gidiyordum ben.
belki de çoktan gitmiştim.
boşalmayı cinsel olarak yaşamamıştım sadece.
başımdan ayaklarıma doğru takip eden bir boşalma.
zihnim titriyordu riba.
zordu.
tekrar anlatacağım, göstermeye, inandırmaya çalışacağım.
açıklamak zor riba.
kaç zamandır pişmanlığımın sonucunu bekliyorum.
belki de yaş çıkacak,
bilemiyorum.
kuru çıksa da kurtulsam diyorum fakat pis bir endişe var üzerimde.
unutmazsam.
ama ben unuturum riba.
dün yediğim yemeği,
yattığım insanları unutuyorum riba.
ne boktan bir hayat değil mi?
değerin olmadığı bir değeri benimsiyorum
ve sonra ne yapıyorum biliyor musun?
bilmiyorsun.
bil o halde!
sütümü içip uyuyorum.
okurken modumu düşüren yazar. hep bir hüzün hep bir kasvet havası. sanırım victoria döneminin etkisi hala devam ediyor üzerinde.
aynen dedi. "aynen" kelimesini hiç sevmezdim. "aynı şekilde" tabiri daha uygundu bana. neyse pek takılacak mesele değildi bu...

ona "benimle vakit geçireceksin ama başkasıyla mutlu olacaksın. ben senin için sadece bir duraktım, otobüsünü beklediğin." demiştim.
öyle de oldu...
olanlara şaşırmadım.
çünkü biliyordum.
babama da söylemiştim.
"kızı her şeyi bilir!" diye.

sonrası olmadı. olmasını da istemiyordum.
ben yokum. çünkü yitirdim birçok duyguyu.
v harfini severdim.
b harfine denkti çünkü.
bazı harflerden, kelimelerden nefret ettim ama.
uzaklaştım
kaçtım
bazı zamanlar yoruldum
yabancı tüm kelimeleri sattım
fazla sövdüm
az ağladım
"amaan" dedim,
zaten kuşlar da harap
siktir et dedim.
ettim.
ederim ki ben.
aklıma "insieme per la vittoria!" cümlesini getiren bir kelime. ayrıca sevilen, iyi bir sözlük yazarı